Bu çalışma; içinde yaşadığımız ekosistem için, çevremizden ve bilim dünyasından güncel haberlerle elimizde son kalanları muhafaza etmeye, canlandırmaya, korumaya, kullanmaya, yenilemeye, yaşatmaya ve geliştirmeye dönük katkılar konusunda ilgi duyanlarca izlenilebilir. Doğal bir yaşam için...
14 Ekim 2012 Pazar
Kent çiftlikleri - Permakültür
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1091537&CategoryID=146
Düşün-Sorgula-Felsefe:
http://www.narteks.net/felsefe-genel/mutlu-olup-olmadigimizi-ruzgarin-sesinden-anlayabiliriz-minima-moralia-theodor-w-adorno.html
"...Manzaranın içine öylece yerleştirilmiş gibidir yollar; düzgünlük ve genişlikleri ne kadar etkiliyse, parıltılı izleri de o yabanıl ve zengin bitkisel çevre karşısında o kadar ilgisiz ve hunhar görünür. "
Sakin şehirleriyle Türkiye
- Seferihisar İzmir
- Gökçeada Çanakkale
- Akyaka Muğla
- Yenipazar Aydın
- Taraklı Sakarya
- Yalvaç İsparta
- Vize Kırklareli
- Perşembe Ordu
İmzala, Gökçeada Altın Madeni Olmasın-2012
Organik tarım ve turizm atağına kalkan Gökçeada'nın 2012'de altın madenciliğine açılacağı yolundaki haberler adayı ayağa kaldırmıştı.
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1071525&CategoryID=146
Sakin şehirleriyle Türkiye:
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1073018&Yazar=AHMET-INSEL&CategoryID=97
Sakin şehirler:
- Seferihisar İzmir
- Gökçeada Çanakkale:
- ...
İstanbul-Belgrad ormanlarından bir görüntü:
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1065325&CategoryID=146
7 Ekim 2012 Pazar
5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu - değ. teklifi -TBMM Çevre Komisyonu
Biz sokak hayvanlarımızla dostluk içinde yaşayarız...
Olup olmadık yasaklardan da hoşlanmayız.
Avrupa Birliği'ni (gereksiz yerlerde * sürekli) taklit etmek yerine,
mevcut "geleneksel" değerlerinize sahip çıkınız.
Buna hayvanlarla olan dostluğumuz da haliyle dahildir.
TBMM Çevre Komisyonu'nun gündeminde bulunan 5199 sayılı Hayvanları koruma Kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkındaki kanun teklifi gelen tepkilerin ardından geri çekildi.
http://www.marksist.org/haberler/8483-hukumet-tepkiler-sonucu-olum-yasasinda-geri-adim-atti
* Doğayı tahrip eden Altın madenciliği, Termik santraller, 50 yılda temzilenemeyecek ve hasarları oluştuğunda canımızla ödemek zorunda kalacağımız Nükleer santraller, Kalkerli dağlara dahil gereksiz her yere (enerji kaynaklarımız içinde ancak %5'lik paya sahip yığınla) HES'ler gibi en olmadık enerji yatırımlarından, teslimiyetçilkten ve denetimsizlikten geri kalmazken, Savaşa kalkışmak gibi bu hataların da, artık bir sınırı geldiğini unutmayınız...
6 Ekim 2012 Cumartesi
Alternatif Turizm Olanakları - Türkiye
Dolayısıyla kitle turizmi yerine daha akılcı "Alternatif Turizm" olanakları dikkatlice geliştirilip, ulaşım-konaklama-eğlence-gezi-alışveriş vb. turizm kentleri bölgeleri (7x24x364) oluşturulmalıdır. Bunlardaki doğal kaynak potansiyelinin disiplinler arası yaklaşımlarla sürdürülebilir şekilde tasarlanıp yaratılması gerekir.
Koruma ve Turizm uyumu ile yerel kalkınma yaklaşımları:
http://azizcumhurkocalar.blogspot.com/2012/06/turizm-basksndan-kaynaklanan-kentsel.html#!/2012/06/turizm-basksndan-kaynaklanan-kentsel.html
- Doğal alanları koruma-kullanma dengesine özen gösterilmeli.
- ÇED raporları uzun dönemli sonuçları da denetime dönük bir şekilde işaretlemelidir.
- Kurum ve kuruluşların ötesinde STÖ'leriyle halk hep birlikte, güncel ve gelecekteki kayıplara karşı duyarlılık geliştirip, şikayet mekanizmalarını kullanıp, hatta zamanında çalıştırmalıdır.
- Özellikle göçe maruz bırakılan yörelerde oluşabilecek sosyal yıkımlar önceden Sosyal Antropoloji ile inceleme konusu edilmelidir.
- Enerji ve yaşam kalitesi öncelikleri için en doğal yaşam döngüsü kurulmalıdır.
- Üniversite-Sanayi işbirliği içinde veri paylaşımcı araştırmalarla kaynak çeşitliliği ve zenginleştirilebilirliği sağlanmalıdır.
Biyolojik Çeşitlilik ve Doğal Sitler - Atlas - Güven Eken
http://www.kesfetmekicinbak.com/biyolojik-cesitlilik-ve-dogal-sitler/1787n.aspx#
Güven Eken
Bir Yok Oluşun Hikâyesi Kaz Dağları ve ...
Ülkemizde madencilik yasal düzenlemeleri sonrası, özellikle Altın lobilerinin kabaran iştahının yıkıcı etkisi iyice görülür hale geldi.
Almanya gibi kendi ülkelerinde altın çıkarmayıp ülkemizdeki en güzel doğal sit alanlarını tahribe kalkışan yabancı sermayeye karşı halkta ve çevreci örgütlerde duyarlılık ne kadar yükselse de yıkım sürüyor.
Dağ Medya Gezi Yazarı
Tolga CANDUR yazdı:
Bir Yok Oluşun Hikâyesi Kaz Dağları…
Gökçeada tehlike altında!!!
11 Eylül 2012 Salı
AOÇ, Köy Enstitüleri ve Olası Tezler
http://www.mimarlarodasiankara.org/index.php?Did=4681
Tezleştirilmesi beklenen örnek deneyimler:
- AOÇ örneğinde son gelişmeler
- Köy Enstitüleri deneyimi
- ...
Gökçeada:Altın rezervi sorunu (Ör:Kazdağları, Bergama)
Ülkemizde Altın aramanın kısa öyküsü
ve
bedeline yönelik farkındalık arayışları
http://tezler.blogspot.com/2012/09/altn-ve-madencilik-x-gokceada-kazdaglar.html
Halkın kaynaklarını savunacağına, sermayeye hizmet ede gelen basın her yerde iken,
haber alma özgürlüğünden mahrum bırakılan halkın geleceği çoktan kuşatılmış oldu...
8 Ağustos 2012 Çarşamba
Tarihi eserleri sanal gezme kolaylığı: 360 derece seyir keyfi
http://www.360tr.com/index.php?option=com_content&view=article&id=356%3Adivrigi-ulucamii-yuksek-pan&catid=208%3Atarihi-mekanlar&lang=tr
Teknoloji tembelliği yaratmaması dileğiyle,
karşılaşarak tanık olmak yine de başkadır.
17 Temmuz 2012 Salı
15 Mayıs 2012 Salı
10 Mayıs 2012 Perşembe
Yenikapı Marmaray – Metro Kazıları konferans -11.5.2012
Sosyal Antropoloji
İçeriğe erişim için adres:
http://www.antropoloji.net/index.php?option=com_content&task=view&id=517&Itemid=0
23 Nisan 2012 Pazartesi
Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası
Esere yaklaşırken, uyandırdığı hisler ve düşünceler selinden bir kaç parçayı sizlere aktarmak zorundayım, üstelik hiç haddim olmayarak sorgulamalarımı da:
- Ayakta kalan muazzam kubbelerinin yanında çökenlerin, her nasılsa tekrar bazı (?) onarımlarla örtülen çatı misali görüntüler taşıyor olması,
- Kapılarında olup olmayacak tahribatlara karşı direnebilmiş bir yapı olarak bu güne kadar gelen yağmacılara söyledikleri, Cennet kapısı Fotoğraf
- Restorasyon sonrası, çatısına getirilen bu günkü yükleriyle sanki israrla kaymaya bırakılmış hali,
- Kuzey Anadolu ve Güney Batı Anadolu Fay Hatlarının kesişimindeki kritik bölgede depremlere karşın halen ayakta durabiliyor oluşuyla, çok düşündürücü bir yapı.
- Ulu Camii mimberiyle döneminin ahşap işlemeciliğinin eşsiz örneklerini bugüne kadar taşıyan haliyle ziyaretçilerini ağırlarken,
- İç atmosferiyle huzur kaynağı olabilmeyi de kesintisiz sürdürebiliyor, ama tanık olan her insanın eminim içi eziliyor.
- Şifahane bölümü ise, tasarımından felsefesine kadar bambaşka bir görüş açısıyla bugünün ilaç merkezli tıp bilimine utanılacak bir ders veriyor.
- Aşağıya kayan anıt eserin Mimar Sinan ve çıraklarıyla yapılan restorasyonundaki taş payandalar esere son derece basit ve uyumlu bir şekilde yıllardır iş görüyorken,
- Bu günün teknolojileriyle yapılan çatı restorasyonu ise insanı tamamiyle hayrete düşürüyor, günümüz mimarlığının ve inşaat teknolojilerinin bu oldukça düşündürücü durumu tartışmaya değer...
Cam fanus fikri tek çareyse ne bekleniliyor?
...
800 yaşındaki bu eseri oluşturan her unsur, uzun uzun araştırılmaya değer bir geçmişe yolculuk vesilesiydi ama koruma sorumluluğu daha büyük bir yük olarak omuzlarımızda şu an...
Ev ödevimiz artık zamana bırakılamayacak kadar çok ağırlaşmış durumda...
Eserler 360 derece seyre açık artık:
http://www.360tr.com/index.php?option=com_content&view=article&id=356%3Adivrigi-ulucamii-yuksek-pan&catid=208%3Atarihi-mekanlar&lang=tr
17 Nisan 2012 Salı
ackocalar size soL Haber Portalı üzerinden bir mesaj yolladı
Bu tür yayınları bulmak zor oluyor. Yayıncıya teşekkürler
Orta Doğu'nun 8000 yıllık saklı tarihi
Son iki yüz yılın arkeolojik dağılım haritalamaları, antik yerleşim alanlarını teker teker tespit ederek haritalamaya dayanıyordu. Ancak artık uzaktan görüntüleme teknolojileri devrim niteliğinde yeni bir anlayış getiriyor.
Uydu görüntüleme kullanılarak gerçekleştirilen ve geçen hafta Proceedings of National Academy of Sciences dergisinde yayınlanan bir araştırma insanlığın Mezopotamya'daki ilk büyük yerleşkelerinin sırlarına ışık tuttu. Uydu görüntülemeye dayanan bu yeni teknolojilerin arkeoloji ve antropolojide yeni bir çığır açması bekleniyor.
16 Nisan 2012 Pazartesi
Google Earth 4000 Yıllık Sırrı Görüntüledi
Havadan arkeoloji alanı sayesinde; hava fotoğraflarıyla başlayan sürecin uydulara da taşınmasından sonra, dünya mirasında ve dolayısıyla, turizmde hızlanan kıpırdanmalar oluyor.
Uzaktan Algılama ve görüntü işleme teknolojileri de bu alanlara gittikçe daha çok hız kazandırıyor. Jeodezi ve Fotogrametri Müh. verilerin doğrulanmasını sağlarken, artık bilgisayar yazılım teknolojilerine de aşinalığın artmasıyla Geomatik disiplini doğmuş oluyor. Şehir ve Bölge planlama da, bu gelişmelerin yansımalarını en çok değerlendirmesi gereken diğer bir alan olarak karşımızda duruyor.
(Ortak projeler için : ackocalar@gmail.com)
14 Nisan 2012 Cumartesi
13 Nisan 2012 Cuma
Tarihi eser 3-B görsellik -Sivas
Görsel deneyime katkılar
Dünya mirasımız Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası'nı henüz göremeyenlere merak uyandıracak 3-Boyutlu bir iç mekan deneyimi ve diğer eserleriyle Sivas'a kısa bir yolculuk.
Yandaki Şifahane Taç kapısı, Cennet kapısı ise: Fotoğraf
800 yaşındaki bu eseri oluşturan her unsur, uzun uzun araştırılmaya değer bir geçmişe yolculuk vesilesi. (Bakınız: Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası)
Sivas'ın önemli tarihi ve doğal güzellikleriyle dolu kültürel mirasında panoramik gezintiler için;
http://www.360sivas.net/
Eserler 360 derece seyre açık artık:
http://www.360tr.com/index.php?option=com_content&view=article&id=356%3Adivrigi-ulucamii-yuksek-pan&catid=208%3Atarihi-mekanlar&lang=tr
Camii, medrese ve kaplıcaları, tarihi kent meydanı düzenlemeleri, müzeleri, kültür ve tabiat varlıkları ile kent dokusundan diğer eserlere doğru Sivas'a kısa bir görsel tur için, geçmişten bu güne fotoğraflar.
http://www.yeniulke.net/
Kültürel, dini, idari yapılar ve sivil mimari örneği (konak) tescilli eserler ve anılar.
http://www.sivaskorumakurulu.gov.tr/
29 Nisan 2010 Perşembe
Ekolojik hayvancılığı canlandırın!
Et fiyatlarını şimdi fırlatan sebepler,
geçen yıllarda hayvancılığı bitirmenin bir sonucu.
Paçası daha yeni tutuşanlarınsa çözümü,
şu ithal et arayışlarında tabi.
Üstelik gelecek hastalıkları hiç göremeden,
bunları da önleyebilmenin maliyetlerini
hiçe sayan bir anlayışın yine aciz kararları olarak gündeme geliyor.
Kimbilir belki tüm sürdürülebilir tarihi akıllı yolları,
nedense hep böyle yok sayan, çok adil piyasa yapıcıları getiriyi bir yana koyup,
tüm taraflara kulak kabartırlarsa, gerçeğe biraz daha ulaşabilirler.
Burada sosyal sorumluluk hem ferdi hem de kurumsal çatılardaki politikalarda buluşup, yaşama geçebilmelidir. Reklam için harcayacağınızı, bu yoldan halka taşıyan politikalarınıza yansıtın yeter. Malum her şeyi devlet destekleyemez. Taraflar arası çıkar dengesi, ideal bir piyasada esas olmalıdır. Bu koşullarda en azından bunu hayal edip, gerçekleştirmek gerekir. Aynı gemideyiz.
Ülkenin kalkınmasına gerçekten yatırım yapınız, bu ülke tarih boyu nice nesilleri beslemiştir.
Aksi halde yine, bu ithal saçmalıkların sonunda da, sağlık sisteminin
gitgide istisnalar haline getirilen desteksizliğiyle,
geçmişi özler duruma geldiğimizde,
o zaman da artık, başka nelerle karşılaşmalara hazır kalabileceğiz bakalım.
Son 50 yılın tüm bu politikaları sanki, çözüm olacakmış gibi halka tekrar tekrar sunulurken,
uyduruk perakendeci (parçacı) zihniyetin projeleri olmaktan hiç öteye geçemediği de apaçık görülüyor. Bu süreçlere razı oluşların sonu, hep yıkım olarak geri dönüyor.
Aslında, köylü halkı gözgöre göre böyle kandırmanın sonucunda,
tüm oy potansiyelleri de sürekli kaybedilip,
geri dönüşü olmayan zaman-yıkım maliyeti eşliğinde,
diğer sosyal kaynaklar da boş yere harcanmış oluyor.
Lütfen bunları, daha da gecikmeden farketmek-düzeltmek üzere,
hayvancılığı, ülkenin birbirine bağlı tüm doğal kaynaklarını gözeterek, yeniden canlandırın.
Bu bereketli toprakların gıdalarını * bekleyen çocuklarınız için...
* Et, süt, yumurta, endemik bitkiler, ... ekolojik dengenin bir parçasıdır.
Meslek odaları tüm bu bilgi alanlarının sorumlu uzman danışmanlığını,
siz politikacı-karar alıcılara, pek hala yıllardır yapmaktadır, yeter ki artık dikkate alın...
11 Kasım 2009 Çarşamba
Doğa akılsız insandan öç alır!
Dere yataklarında yapılaşmanın * niye sakıncalı olduğunu doğa tekrar hatırlattı,
kısaca bir kaç söz:
Sel, heyelan v.b. afetleri, kesintisiz yaşayan ve deprem gerçeğininde hiç unutulmaması gereken bir coğrafyada (akademisyeni, temsili yöneticisi ve halkı olarak) hep birlikte yaşıyoruz.
Merkezi ve Yerel yönetimlerimizin duyarlılığı yaşanan her felakette bu denli ortadayken, bizim yapabileceklerimiz neler peki?
İsterseniz biraz düşünelim, hatırlayalım, tekrarlayalım ve kendi çapımızda paylaşalım:
- Afet yönetim pratiklerini izlemek ve çevremize uygulatmak
- Tanık olduğumuz ihlalleri izlemek ve bildirmek sonrada, gecikmeden bu hataları düzeltmek
- Uzman kadrolarla çalışmak, onlara güvenmek ve başvurmak
- Yönetimlerden her zaman bu yönlerde (doğal olarak, çekinmeden) talepte bulunmak...
Sağlıklı şehirleşme ile toplumsal alt yapıların oluşturulması ve
hataların tekrarlanmaması dileğiyle,
başımız sağ olsun.
12 Ağustos 2009 Çarşamba
Yeşil alanlar - İstanbul
Kaynak: http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=9934114
<<
Böyle bir şey ne görülmüştür ne de duyulmuştur
...
SON günlerde kamuoyunu sıkça meşgul eder oldu İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nce yapılan 4300’den fazla plan tadilatı ve bunların sonuçları.
Rüşvet, irtikap, istifalar, rant kavgaları İstanbul’un nasıl bir saldırı altında kaldığının göstergeleri oldu...
TOKİ bulduğu her yeri konuta çevirirken su toplama havzaları da birer birer yok ediliyor Kiptaş Konutları ile...
Kentsel dönüşüm, ’Rantsal Dönüşüm’, 3. köprü güzergáhı derken olan oldu ve İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nin almış olduğu bir kararla yeşil alanlar % 5 emsalle inşaata açıldı. Büyükşehir Belediyesi’nin 12.06.2008 tarihli oturumunda alınan kararla "yeşil alanlarda büfe, kafeterya, restoran veya belediye hizmet alanlarının yapılmasının" önü açıldı. Yerel seçimler öncesi yeni rant ve iş alanları. Pes yani...
>>
Koylar ve Marinalar
Kaynak: http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=7712835
..
<<
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, İstanbul’un su durumundan söz ederken, Boğaz’da 11 marina yapılacağını açıkladı. Bu marinalar için yapımcı firmalarla temasa geçildiğini de belirtti.1989 yılını hatırlıyorum. Bedrettin Dalan, Bebek koyuna bir marina yapmak için girişimde bulunmuş ve hatta inşaat için gerekli ilk kazıklar da çakılmıştı. Seçim kampanyası sırasında Prof. Nurettin Sözen’in itirazları ile marina inşaatına devam edilmemiş, seçim sonrasında da proje iptal edilmişti.
>>
29 Temmuz 2009 Çarşamba
Karadeniz Otobanı ile Sel
Derelerin kurudu diye kapatılıp yapılaşmaya izin verilecek şekilde bir de deniz bağlantısını koparan Karadeniz boyunca bir otoban geçirilişinin afet maliyetleri boyutunda sonuçlarını izliyoruz ve unutmuyoruz.
Haberler-Radikal
Bunu yapan Karadeniz Sahil Yolu...
Sel baskını Karadeniz Sahil Yolu'nu kapattı
..
Haberlerin devamı basından izlenilebilir.
20 Temmuz 2009 Pazartesi
GDO -1(Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar)
Artık bu konuda çıkan haberleri olduğu gibi bağlantılarıyla hatırlatıp, yayınlamaktan yanayız.
Halkımızın, Çiftçimizin ve özellikle Aracıların bilinçlendirilmesi adına bunu görev olarak yapıyoruz.
Ülkemizdeki tarıma dayalı yerli gıda sektörünün can damarı tohum ve gübredir.
Ayrıca tarımdaki tüm kayıp ve yıkımlara karşılık; iklim değişikliği ile oluşan kuraklık, kıtlık vb. sorunlarla mücadelede, daha çok bilinçlenerek gecikmeli bir hazırlanma döneminden geçtiğimizi hiç unutmayalım.
http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=54609
18 Temmuz 2009 Cumartesi
Doğanın fısıltılarından insanoğlunun tutkularına bir yolculuk
ağaçları kesmek dışında altrenatif üretemeyen zihniyetlere takılı kalmak yerine doğayla ilişkiye geçmenin yollarını biraz daha keşfedebilseydik keşke;
http://dogaclamalar.blogspot.com/2009/07/muzigin-yesil-ile-bulusma-admlar.html
İ s t A N B u l'un son kalmış ciğerlerini de sökmeye kalkışan
(1., 2., 3.) köprü saplantılı zihniyetlere,
araba sevmekten vazgeçemeyenlere,
onu da sigarayı bırakma gibi bırakmanın güzelliğini tatmaktan korkanlara..
17 Temmuz 2009 Cuma
3. Köprü Yerine Yaşam Platformu
http://www.ivmedergisi.com/3-kopru-yerine-yasam-platformu-eylemi.html
3. Köprü Yerine Yaşam Platformu'nun öncülük ettiği bir eylem, cumartesi günü potansiyel güzergâh Sarıyer'de, saat 17.00'de yapılacak.
Karayollarının Ulaştırma Bakanlığı'ndan ayrılışının 50-60 yıl sonrasında doğanın katliamı ve ve kent insanımızın çilesine hatalı yolda çare aramalara sapmış idarelerin inatlarına yanıt olacak güncel bir eylem vd ?
30 Haziran 2009 Salı
GDO'ya Hayır Platformu
- BASIN TOPLANTISI -
Sağlıklı Bir Toplum, Çiftçiliğin Devamı ve Bağımsız Tarım İçin
TÜRKİYE‘DE GDO‘LU ÜRETİME ve TÜKETİME HAYIR!
28 Haziran 2009
Tüm dünyada ilk kez 1994 yılında ticari olarak piyasaya sürülen GDO‘lu ürünler, 1998 yılından bu yana, hiçbir denetime tabii tutulmadan Türkiye‘ye giriyor.
Özellikle yılda iki milyon ton düzeyinde dışalıma konu olan GDO‘lu mısır ve soyadan üretilen işlenmiş ürünler, 800‘den fazla çeşitle tüketici sofrasına ulaşıyor. Hiçbir etiketleme yapılmadan satışa sunulan bu ürünler, halk sağlığını ciddi biçimde tehdit ediyor.
Tüketicinin bilgilenme hakkını ihlal eden ve halk sağlığını hiçe sayan bu durum, 10 yılı aşkın süredir tüm çarpıklığı ile sürerken, bu kez Ulusal Biyogüvenlik Kanun Tasarısı Taslağı‘nın Bakanlar Kurulu‘nda olduğu ve TBMM‘ne sevkedilmek üzere imzaya açıldığı bilgisi basına yansıdı. Hükümet sözcüsü, konuyla ilgili konuşmasında, zaten ithalatı serbest olan ve tüketilen bu ürünlerin Türkiye‘de ekimine de serbestlik getirileceğini ifade etti. Anlaşılıyor ki, şimdi sıra, GDO‘lu tohumları Türkiye‘nin temiz topraklarına ekmeye geldi...
Kamuoyundan bir sır gibi saklanan Tasarı Taslağı yasalaştığında, ortaya çıkacak durum şöyle özetlenebilir;
1) GDO‘ların üretimi ve tüketimine izin verilecek,
2) Bu ürünlerin risk değerlendirmesi şirketlerin kontrolünde olacak,
3) GDO‘lu ürünlerden zarar gören çiftçiler ve tüketiciler zararlarını ispat etmek zorunda bırakılacak, bu ürünlerin zararlı olmadığının ispatı şirketlerin üzerinde olmayacak,
4) Bu ürünleri ülkemize sokan veya üreten şirketlerin cezai sorumlulukları oldukça düşük olacak,
5) Zarara uğradığını iddia eden çiftçiler zamanaşımı tehdidi ile karşı karşıya kalacak,
6) Risk denetimine tabi bu ürünlerle ilgili bilgiler kamuoyuna açıklanmayacak, şirket sırrı olarak korunacak,
7) Tüketicilerin sağlıklı gıda tüketme hakları, küçük çocuklarla sınırlandırılacak, sadece küçük çocuk ürünlerinde GDO kullanılmayacak,
8) Ülkenin tüm genetik varlıkları şirketlerin kontrolü altına bırakılacak,
9) Çiftçiler, tohumluk ayırma haklarını yitirecek; tozlaşma vb. yollarla ürünlerine GDO bulaşmışsa şirketlere tazminat ödemek zorunda kalabilecekler,
10)Bu ürünlerin denetimi konusunda çiftçi, tüketici, ekoloji örgütlerinin; bağımsız bilimsel kurumların, meslek odalarının herhangi bir söz ve karar yetkisi olmayacak...
Yukarıda özetlenen tablo, öncelikle ülkemiz tarımını doğrudan üç - beş şirkete bağımlı hale getirecektir. GDO‘lu tohum ve pestisitleri (zirai mücadele ilacı) üreten şirketler arasında yapılan evlilikler, bu sürecin tohum ve ilaç için üreticinin her geçen yıl bu şirketlere daha çok ödeme yapmak zorunda kalacağını göstermektedir. Çünkü terminatör teknolojisi ile üreme yeteneği alınmış tohumlar, üreticinin tohum ayırma hakkını da elinden almaktadır. Böylece tüm dünyada konvansiyonel ürünlere göre daha verimli olmadığı ve daha çok pestisit tükettiği kanıtlanmış olan GDO‘lu tohumlar, temiz topraklarımızı ve üreticimizi, çokuluslu şirketlerin kar aracı haline getirecektir.
Sorunun bir diğer önemli boyutu, biyoçeşitliliğimizin ve çevresel değerlerimizin tahribidir. GDO‘lu ürünlerden olacak gen kaçışları, hem kültür bitkilerini hem de bunların yabani akrabalarını kontamine edecek; bu tabloya eklenebilecek yatay gen kaçışları ile doğada geri dönüşümü olanaksız bir süreç başlamış olacaktır.
Tüketici ve halk sağlığı açısından da tablo vahimdir. GDO‘lu ürünlerden işlenmiş gıda ürünlerinin sofralarımıza ulaşması, halkımızı daha da ağırlaşan alerjik reaksiyon, antibiyotik dayanıklılık, toksik etki, artan doğum anomalileri ve kısırlık gibi sağlık sorunları ile karşı karşıya bırakacaktır.
Oysa Avrupa Birliği, şirketlerin EFSA (Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi) üzerindeki artık gizlenemeyen etkilerin varlığına rağmen, topraklarının % 1‘inden az olan bölümünde, yalnızca bir GDO‘lu mısır türünün ekimine izin vermiş olup; Avusturya, Macaristan, Yunanistan, Almanya ve Fransa‘nın peşpeşe gelen yasaklama kararlarıyla GDO‘lu ekim alanları 165 bin hektardan 105 bin hektara daralmıştır. Üstelik bu üretimin % 80‘i yalnızca bir ülkede, İspanya‘da gerçekleştirilmektedir. Önümüzdeki dönemde, halk ve çevre sağlığı ile kamu yararı odaklı bu yasaklamaları n artarak süreceği öngörülmektedir.
Bunun yanında Avrupa Birliği‘nde, içeriğinde % 0.9‘dan fazla GDO‘lu hammadde bulunan ürünlerin ancak etiketlenerek satışına izin verilmekte iken, halk sağlığı yanında, Türkiye‘nin kendine özgü kültür ve inanç yapısına saygı gösterilme gereği duyulmadan, GDO‘lu gıdaların serbestçe satışı gerçekleştirilmektedir.
Şimdi soruyoruz; bu Tasarı Taslağı kime hizmet etmektedir? Halkın GDO‘lu ürünlere hiçbir talebi yokken, halkın örgütlerinden gizlenerek, hangi amaç ve nedenlerle bu düzenleme gündeme getirilmektedir? ..
Sonuç olarak, ülkenin onurlu ve namuslu çiftçileri, tüketicileri, ekoloji örgütleri, ziraat, çevre, gıda mühendisleri, birlikleri, kooperatifleri, siyasi partileri, demokratik kitle örgütlerinin bu barbarlık yasasına karşı direnmeleri en temel haklarıdır. Ülkemizi açlık ile terbiye etmeye girişenlere karşı, bu yasansın meclis gündemine gelmeden geri çekilmesini talep ediyoruz.
Bu ülkenin genetik varlıklarını, biyolojik çeşitliliğini, tohumlarını korumak, toplumsal barışın, adaletin olmazsa olmaz ön koşullarıdır. Bu doğrultuda, hemen hiç vakit kaybetmeden, toplum olarak vekil ettiklerimize bir kez daha sesleniyoruz, şirketlerin geleceğini değil, doğa ve toplum için biyolojik geleceğimizi koruyun. Bir an önce biyogüvenlik altyapısını oluşturun, bu konuda bütçeden bir pay ayırarak ülkemizde genetik kirlenmenin önünü alın. Çiftçilerin daha nitelikli ve sağlıklı üretim yapmasına yönelik örgütlenmeleri geliştirin. Tüketici ve ekoloji örgütleriyle, doğru ve açık bir bilgi paylaşım sürecini başlatın. Toplumun onayını almadan, apar topar hazırladığınız bu yasaya, bu ülkenin gerçek sahipleri olan bizler direneceğiz. Yok oluşumuzu seyretmektense, kendi kaderimizi belirlemeyi tercih edeceğiz.
GDO‘YA HAYIR PLATFORMU BİLEŞENLERİ
-TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası
-TMMOB Çevre Mühendisleri Odası
-TMMOB Peyzaj Mimarları Odası
-TMMOB Mimarlar Odası
-TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Marmara Bölge Şubesi
-TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Ege Bölge Şubesi
-Türk Tabibler Birliği
-Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF)
-Tüketici Örgütleri Federasyonu (TÖF)
-Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER)
-Tüketici Hakları Derneği
-Tüketici Bilincini Geliştirme Derneği
-Çiftçi-SEN
-Ekoloji Kollektifi
-DOĞADER
-EKODER
-KESK Tarım Orkam-Sen -
- Nilüfer Yerel Gündem 21
-Gemlik Yaşam Atölyesi Derneği
-İçanadolu Çevre Platformu (İÇAÇEP)
-Marmara Çevre Platformu (MARÇEP)
-Ege Çevre Platformu (EGEÇEP)
-Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi
-Gürsel Tonbul Çiftlik İşletmeleri
-İmece Evi İmece Ekoköyü Dogal Yasam ve Ekolojik Çözümler Derneği
-Imece Ekoköyü Kooperatif Girişimi -
-Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği
-Muratpaşa Dostları Derneği
- Konyaaltı Dostları Derneği
-Kibele Ekolojik Yaşam Kooperatifi
- PDA Pembe Domates Ağı
-Akçaeniş Köyü Çevre Kültür Kalkınma ve Dayanışma Derneği
-Kirazlı Ekolojik Yaşam Derneği
-Bornova Sivil Toplum Platformu (BORPLAT)
-Greenpeace Türkiye
-Sinop Çevre Dostları Derneği
-Doğu Akdeniz Çevre Bileşenleri
-Yeni İnsan Yayınevi
-Buğday Derneği
-Slowfood Yağmur Böreği Birliği
-Slowfood Fikir sahibi Damaklar Birliği -Slow Food Gençlik Gida Hareketi
-Slow Food Ankara Birliği -Slow Food Kars Birligi
-Boğatepe Çevre Yaşam Derneği
-Aromaterapi Derneği (AROMADER)
25 Haziran 2009 Perşembe
Şenliğe davet - Şişli
http://yinelenebilirenerji.blogspot.com/2009/06/sisli-ekolojik-pazar-senligi.html
24 Haziran 2009 Çarşamba
Ölüm Tohumları - F. W. Engdahl
Ölüm Tohumları” kitabının yazarı Gazeteci F. William Engdahl’la birlikte Ulusal Biyo Güvenlik Yasa Tasarısı’nı değerlendiren Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Genel Başkanı Kemal Özer; “Genetiği değiştirilmiş ürünlerin ülkemizde üretilmesi ve tüketilmesine izin veren yasa tasarısının bu haliyle yasallaşması ülkemizin ve insanlığın lehine değildir” dedi.
Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkan'ı Kemal Özer'le birlikte basın toplantısı düzenleyen Ölüm Tohumları" kitabının yazarı Amerikalı Gazeteci F. William Engdahl; "Türkiye henüz tohumlarını kaybetmemiş olan bir ülke. Ulusal Biyo Güvenlik Yasa ile bu kaynaklarını bütünüyle kaybedebilir" dedi.
GDO'lu tohumları 'Ölüm Tohumları' olarak nitelendiren F. William Engdahl; "Bu tohumlar insanlığı ve insanların davranışlarının kontrol edilmesi için kullanılıyor. Kimileri bunlara bir komplo teorisi demektedir. Bunlar bir komplo teorisi değil komplodur. Rockfeller'in yeşil devriminin sadece adı yeşil kendisi dünya nüfusunu kontrol etmek ve bazı ırkları ortadan kaldırmak için çalışmaktadırlar. Genetik tohum üretici ve pazarlayıcısı mahşerin dört atlısı olarak tanımladığı Monsanto, DuPont, Dow AgroSciences ve Syngenta gibi uluslar arası şirketlerin tüm insanları ve diğer canlıların sağlık ve güvenliğini tehdit etmektedir" dedi.
GDO surecini bir kıyamet projesi olarak niteleyen Engdahl'in 1974 yılında Henry Kissenger hazırladığı çok gizli raporda 'Yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin" önerisinde bulunmaktadır. GDO projesi ile ilgili tüm olumlu söylemler sinsi ve yanıltıcıdır. Cartagena Biyogüvenlik Protokolü bu uluslararası şeytan şirketlerin ve özellikle Monsanto'nun bir tezgâhıdır.
GDO'lu tohumların ekimi için başta devlet başkanlarına olmak üzere bir çok çevreye büyük rüşvetlerek ülkelerinde GDO'lu tohumların ekilmesi için ikna edildiğini iddia eden F. William Engdahl; "Bu konular başta olmak üzere GDO'Lu ürünlerin insan ve diğer canlıları olumsuz etkilediği ile ilgili GDO'lu tohum üreticileri başta olmak üzere GDO'yu savunan tüm taraflar bu tohumların insan ve diğer canlıları olumsuz etkilediği ile ilgili halka açık televizyonlarda her türlü belge ile tartışabilirim. GDO'nun faydalı olduğuna dair güçleri ve belgeleri yetiyor ise beni de ikna eyseler ya? Benimle hiç bir ortamda tartışmaya imkânları yok" dedi.
Engdahl, konuşmasında özellikle bir takım rüşvet ve uygunsuz yollarla bazı ülkelere bu GDO üreticisilerinin girmeye çalıştığına da işaret etti. Özellikle Almanya ve Fransa gibi ülkelerde halktan gelen direniş hareketlerinin ve baskıların neticesinde bu ülkelerde GDO'lu ürünlere itibar edilmediğini ve bunun da Türkiye, Macaristan gibi yeni pazarlara yönlenilmesine sebep olduğunu ifade etti.
GDO'lu ürünlerin hamile kadınların bebeklerini düşürmesine bile sebep olduğunu belirten Engdahl, konuşmasında ilginç bir örneğe de yer verdi. GDO'lu ürünler üreten bir firmanın kafeteryasında, çalışan personele GDO içeren ürünlerin satışının yasak olduğunu ifade etti.
F. William Engdahl basın toplantısında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Köksal Totan, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Tarım Bakanı Mehdi Eker, Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, CHP lideri Deniz Baykal, MHP lideri Devlet Bahçeli, Saadet lideri Numan Kurtulmuş gibi siyasetçilere ulaştırılmak üzere Ölüm Tohumları kitabını imzaladı.
Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Genel Başkanı Kemal Özer ise şu görüşleri dile getirdi: “Siyasi iktidar bir süredir, ‘Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı’ kanunlaştırılması çalışmalarını yürütüyor. Ancak söz konusu yasa tasarısının paylaşılması bir yana kamuoyundan ve talep edenlerden gizleniyor. Bu durum demokratik geleneğe aykırıdır ve işlemekte olan bu süreç, yasanın kendisi gibi doğru değildir.
Bazı çıkar çevrelerinin iddia ettiği gibi ülkemizin ve dünyanın hibrit, transgenik, modifiye olarak da adlandırılan genetiği değiştirilmiş gıda ürünlerine asla ihtiyacı yoktur. Çünkü GDO’lu ürünlerin -iddia edildiği gibi- açlığa çözüm olmadığı ve daha fazla verim getirmediği bugün için inkârı imkânsız bir gerçektir.
GDO’lu ürünlerde gizlenen asıl gerçek; insanlığın ortak mirası olan tohumların sayıları on dolayındaki şirketin mülkü haline getirilerek, tüm insanlığın birkaç şirketin insafına terk edilmesidir. Bu terk ediş, bağımlılık, sömürü ve çağdaş köleliğin habercisidir.
Arjantin, Meksika, Bangladeş, Kanada, Çin, Etiopya, Almanya, Fransa, Kenya ve Türkiye gibi ülkelerde resmi ya da gayri resmi olarak (yıllardır) ekimi yapılan GDO’lu tohumlar; ürünlerin lezzetini bozmuş, tozlaşma gibi yöntemlerle bazı bitki türlerini imha etmiş, kimi böcek türlerini yok etmiş, bazılarını ise “kene” de olduğu gibi, ölüm makinelerine dönüştürmüştür.
Verimliliği artırdığı iddia edilen, yeni kısır tohumlardan ekilen bir buğdayın başağından 16 dane elde edilebilirken, halen bir daneden en az 300 dane verebilen buğday türleri mevcuttur. Şayet amaç açlığa çözüm üretmekse -ki bu sadece bir gerçeği örtmek için uydurulmuş yalandır- bire 16 veren tohum değil bire 300 veren tohumların ekilmesi gerekmez miydi?
Asıl amaç: İnsanı değiştirmek, yönlendirmek ve yönetmek, dahası “terbiye etmektir.” Bu nedenle GDO çalışmalarının reddedilmesi ve bütün canlı neslinin devamı için olmazsa olmaz doğal tohum kaynaklarının korunması bütün insanların ortak görevidir.
Zira bizler bu tohumları, dedelerimizden sağlam olarak miras aldık ve yine sağlam şekilde çocuklarımız ve torunlarımıza devretmekle mükellefiz. Aksi halde bu ağır yükün hesabını veremeyeceğimiz ortadadır.
Biz inanıyoruz ki; iktidar, muhalefet, bilim adamı, bürokrat, basın, sivil toplum örgütü mensupları kısacası herkes; Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Bankası, Dünya Tarım Örgütü, BM ve IMF’nin dayattığı ve yasalaşması için uyguladığı baskıya karşı dik duracak, bu tasarının yasalaşmaması ve GDO’lu tarım yerine doğal (organik) tarım yapılması için güç birliği yapacaktır.
Bu güç birliği şarttır. Sözde uluslararası bu örgütler, iddia ettikleri gibi insanlığın değil, emperyalist küresel sermayenin çıkarları için çalışmakta, hatta bu sermaye tarafından atanan kişilerce yönetilmektedirler. Bütün insanlık, bu güçlerin düzenleme ve baskıları ile küresel kölelere dönüştürülmek istenmektedir ve hatta büyük oranda dönüştürülmüştür.
Bütün insanlık ve insanlığın besin kaynağı gıdalar hatta hayvanlar, bu kişi ve kurumların elinde birer ilaç maymununa dönüştürülmüştür. Şimdi yapılan, ‘açları doyurma’ kılıfıyla bütün insanlığı açlığa mahkûm etme ve bağımlı köleler haline getirme projesidir. Bu çirkin proje bütün bir insanlığı kıyamete sürüklemektedir.
Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek son yaptığı açıklamada ''Ulusal Biyogüvenlik Kanun Tasarısı”nın imzaya açıldığını belirterek, tasarıyı hazırlama gerekçelerini “dünyada gelişen teknolojiler sebebiyle ulusal biyogüvenlik konusunun yeni baştan ele alınması gerektiği” şeklinde açıklamıştı. Çiçek açıklamasında, “Kanunun yürürlüğe girmesiyle genetiği değiştirilmiş bitkilerin üretimine izin verilmesinin önü açılmış olacak. Genetiği değiştirilmiş bitkiler ancak üretim hakkını elde edebilecektir. Bebek mamaları ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanımı yasaklanacaktı r” demişti.
Burada sorulması gereken soru şudur? GDO’lu ürünler tüketen bir annenin sütü ile beslenen bebeği, GDO’lu ürünlerin zararından nasıl koruyacaksınız? Anne babasıyla aynı sofradaki GDO’lu ürünleri tüketen bebek ve çocukları, bu kötü etkilerden uzaklaştırabilecek misiniz? Bunu nasıl yapacaksınız?
Bebekleri koruma söylemi de açıkça göstermektedir ki, GDO’lu ürünlerin zararlarını siyasetçiler de gayet iyi bilmektedirler. Ancak şu iyi bilmelidir ki: bebekler, korunuyormuş gibi gözükülerek korunamazlar. Unutulmamalıdı r ki GDO’lu ürünler, midemize gıdalarla atılan misket bombalarıdır.
Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi olarak genetiği değiştirilmiş hiçbir organizmanın bırakınız ülkemizde ekilmesini, dünyanın hiçbir yerinde de ekilmesine rıza göstermemekteyiz. İnsanlığın ortak mirası olan tohumları, uluslararası şirketlerin insafına ve tekeline asla bırakamayız. Çünkü kısırlaştırılmış GDO’lu katır tohumlar ve bunlardan elde edilen ürünler, insanlığın geleceği için büyük bir risk ve tehdittir. .
Aynı tehdit, bu dünyayı birlikte paylaştığımız ve onlar olmaksızın insanın yaşamının mümkün olmadığı doğa, bitkiler ve hayvanlar için de geçerlidir. Yine tohumlar da bir ülkenin tek başına mülkü değildirler. Herhangi bir tohumda, bütün insanlığın hakkı, hatta bütün canlıların hakkı vardır. Örneğin yalnızca bir yaban hardalından beslenen bir bitkinin, nesepsiz kanola tarafından tozlanarak, bütünüyle ortadan kaldırılması sebebiyle bazı canlı türleri yok olup gitmekte ve bu sayede zincirin belki de çok önemli bir halkası koparılarak, dünya felakete sürüklenmektedir. Kaldı ki koparılan halkanın sayısını tahmin etmek bile güçleşmiştir.
Türkiye’nin yapması gereken şey, genetiğe müsaade etmek değildir. Hatta Türkiye kimilerinin ifade ettiği gibi, ‘bizde ekilmesin de nerede ekilirse ekilsin’ de diyemez. Bu sorumlu bir davranış olmaz. Onun zararı sadece bizi değil, bütün dünyayı bulur ve bulmaktadır. Düşününüz, Amerikalı çocuklar kanser olurken, bizim çocuklarımız olmuyor mu? Amerikalılar obeziteye dûçâr giderken, gidişat bizde de aynı değil midir?
Bu konuda, ‘GDO’lu ürünlerin ürün etiketlerine ürünün menşei yazılsın ve böylece tüketici istediğini tercih etsin’ diyenler bile, ömürlerinde tükettikleri hiçbir ürünün etiketini baştan sonra okumamışlardır. Peki, okudukları takdirde bir şey değişecek midir? Kaç kişi bu etiketlerde yazan ifadelerin anlamını ya da kaynağını bilmektedir?
Artık gıdaların herhangi bir ülkesi yoktur. Hemen her türlü gıda, aynı gün dünyanın bir başka köşesine seyahat edebilmektedir. Bu yüzden yapılması gereken tek şey, GDO'yu bütünüyle yasaklamaktır. Aksi durum tartışmasız ülkenin ve insanların birkaç şirketin kölesi haline getirilmesi demektir.
Öte yandan 5179 sayılı Gıda Kanunu hakkında açılan davayı değerlendiren Anayasa Mahkemesi, söz konusu kanunun bazı maddelerini iptal edip yürürlüğünü durdurduğu ve Resmi Gazete’nin 11 Haziran 2009 tarihli nüshasında yayınladığı gerekçeli kararında; ‘GDO'lu ürünlerin kanser, hipertansiyon, osteoporoz, dolaşım ve sindirim bozuklukları hastalığına sebep olduğu’nu belirterek tarihi bir karar imza atmıştır. Yüksek mahkeme, bu kararıyla GDO'yu yasalaştıran, Ulusal Gıda Biyogüvenlik Yasa Tasarısı'nın da önünü kapatmaktadır.
İnanıyoruz ki, siyasi irade Ulusal BiyoGüvenlik Yasa tasarısında ısrarcı olmayacaktır. Başbakanın GDO’nun zararlarını göz ardı edeceğine ihtimal dahi vermiyoruz. Her şeye rağmen yasalaştırılsa bile, biliyoruz ki muhalefet partileri ortak bir kararla konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacaklardır. AYM’nin görüşü bellidir ve 7 kamu görevlisinin kararlarına mahkûm edilecek bir yasal düzenlemeye AYM vize vermeyecektir.
Türkiye’de akliselimin galip gelerek, bu kirli oyunun bir parçası olmayacağına ve dünyanın en zengin tohum ve florasını küresel güçlerin emrine vermeyeceğine inanmak istiyoruz. Bunun engellenmesi için de var gücümüzle mücadele ediyoruz ve mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz.
Türkiye’ye bir çağrıda bulunarak diyoruz ki: Geliniz uzun süre tartıştığımız dünyanın en bakir ve verimli arazisi olan mayınlı bölgeyi; devlet, çiftçi, sivil toplum işbirliği ile “doğal tohum üretim çiftlikleri”ne dönüştürelim. Hem siyasi tartışmalar bitsin, hem ülke rahat etsin, hem de ülkemiz tohum şirketlerinin kölesi olmaktan kurtarılsın. Böylece bütün ülkeye hatta insanlığa örnek bir model sunalım. Haydi Türkiye, şimdi sana yakışanı yapma zamanı!”
15 Haziran 2009 Pazartesi
Sahipsiz hayvanlara yuva
Barınak Gönüllüleri Derneği'nin, sahipsiz hayvanların güvenilir bir yuva bulması için hazırladığı sitedeki tüm hayvanlar ücretsiz olarak, iyi bakılmaları ve sevgi görmeleri karşılığında verilmektedir.
www.yuvaariyoruz.org
11 Haziran 2009 Perşembe
Çocuklarla Ekoloji - Gökkuşağı
Kaynak: erol scott <erolbenjamin@yahoo.com>
(Konunun çocuklarla ilintili boyutları http://masaliz.blogspot.com/ sitesinden yürütülecek olsada, burada hatırlatma yapmadan geçemiyoruz: "Biz bu gezegendeki yolculuğumuzu yavaş yavaş tamamlarken gelecek nesilleri de unutmayalım" diye..)
Çocuklarla proje yurutmeye baslayan Gökkuşağı grubunda proje adlarini çocuklar koysunlar istenmiş ve çocuklara şöyle bir çağrı yapılmış:
Asagida Özlem'in, ekoloji hocasina Anadolu da kritik olacak turler hangileri diye sorduğu anlaşılıyor. Bu turleri arastirarak hatta baska kritik turlerde arastırılabilinir belki...
Nesli tukenmekte olanlar da olabilir.
Bu hayvanlari onlarla tanistirirken besine zinciri ve ekolojide her canlinin yerinin oldugundan soz etme sansimiz var. Gerektiginde iclerinden birini onlara sectirerek proje adi bulabilirz.
salamandra salamandra(benekli semender)
sğla ağacı çok önemli bi tür dünyada sadece bizde ve arjantinde war ama arjantindeki tükenmek üzereymiş bizdekilerde sizin oralarda çok yaygın bulunurmuş parfüm yapımında falan kullanıldığı için çok harcanıomuş...
hocam özellikle şunu belirtmemei istedi en önemli die bir tür yoktur hepsinin yok olması bir yerden ekolojiyi etkiler lütfen bunu çocuklara iyi aşılayın dedi
öperim...
9 Haziran 2009 Salı
Yapılaşma ve Bodrum'un son hali
Haber
Belediyeler arasında inşaatlarla elde edilen gelir kaynağı (başı boş bırakılarak göz yumulan) yarışının gün geçtikçe yapılaşmaya olan tesiri ile gelinen noktalarda hep en yıkıcı örneklere bile hala seyirciyiz. Sanki böyle yaşamaktan bir türlü vazgeçemiyoruz.
Bilime ve üniversitelerin yaptığı çalışmalara değer verilmiyor.
"Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi Planı" iptal edilmişken hala bu yıkıma parçalı başka yollar aranabiliyor !
Kaynak: Radikal 09/6/9 "Bodrum 44 yılda böyle betonlaştı"
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=939676
..
BELİRSİZLİK TEDİRGİN EDİYOR
Mimarlar Odası Bodrum Temsilcisi Mahmut Yıldırım, geçmişte çok sayıda plan yapıldığını ve bunların hepsinde bakanlıkların ‘erk’i kendi eline almak arzusu olduğunu belirterek, “Ancak bunların tamamı daha sonra yargıdan dönmüş” dedi. Bodrum'da mevcut planlı arsalar arasında vatandaş elinde çok az arsa kaldığını kaydeden Yıldırım, “Bundan sonraki planmalar kamu eliyle yapılacak. Bu planmaların ne olacağına yönelik belirsizlik insanları tedirgin ediyor” diye konuştu. Planlama yetkisinin Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda olmasının, buraların çok yakın bir zamanda birilerine tahsis edileceği izlenimi yarattığını kaydeden Yıldırım, “Dönüşüm adı altında hazırlanan projeler, tedirgin edici hale geldi. Bunun olumsuz örnekleri birçok yerde görüldü. Yapılaşma ile ilgili yaşanan kaotik ortam ise şimdiye kadar birçok çıkarcıyı harekete geçirdi” dedi.
BİRİLERİ GELİP KAÇAK YAPI KURAR
Yalı Belediyesi sınırlarında Gökova'ya doğru olan bölümün kaçak yapılaşmayla dolu olduğunu kaydeden Yıldırım, “Bu bölge 15 yıl kadar önce ‘Kültür ve Turizm Gelişim Bölgesi’ ilan edildi. Burası 15 yıl boyunca plansız bırakıldı. Bu vatandaşa ‘ev yapmayın’, ‘çocuk doğurmayın’, ‘iş kurmayın’ demek oluyor. Siz 15 yıl boyunca burayla ilgili birşey yapmazsanız birileri de çıkıp burada kaçak yapılar kuruyor” diye konuştu.
..
YAPILAŞMA ARTIK DURMALI
Bodrumlu Gönüllüler Derneği üyesi, Mavi Yol Girişimi Kolaylaştırıcısı Filiz Dizdar ise yapılaşmanın çok uzun yıllardır Bodrum'un sorunu olduğunu kaydetti. Bodrum Yarımadası'nda çok ciddi altyapı sorunları yaşandığını belirten Dizdar, “Bu yapılaşmanın artık bitirilmesi, durdurulması, bir revizyon planının yapılması gerekiyor. Ayrıca tüm altyapı çalışmaları bitirilip, tarım alanları, sulak alanlar gözetildikten sonra yapılaşmanın ne oranda yapılacağına karar verilmeli. Bir şekilde durup, bakmak lazım” diye konuştu. Bodrum'da beldelerin su ihtiyacını tamamen yeraltı sularıyla giderdiğini kaydeden Filiz Dizdar, “Yeraltı kuyuları kapatılsa müthiş bir su sıkıntısı yaşanacak. Yetersiz suyumuz olmasına rağmen yapılaşma hızla devam ediyor. Ormanları yakıyoruz, yeraltı sularını tutacak yutakları yok ediyoruz. Ya yakıyor ya yaktırıyoruz. Bunun yanında sulak alanları yok ediyor, yapılaşmaya açıyoruz. Bir taraftan çok değerli şeyleri yok edip bir yandan yapılaşma sürüyor. Denge nasıl sağlanacak bilemiyoruz” diye konuştu.
BELEDİYELERİN ÇEKİŞMESİ
Bodrum'un tüm beldelerinde yapılaşma sorunu olduğunu sözlerine ekleyen Dizdar, bu duruma belediyelerin çekişmesinin de katkısı olduğunu kaydetti. Dizdar, “Belediyeler gelirlerinin büyük bölümünü inşaattan sağlıyor. Belediyeler arasındaki yapılaşma, bu rekabette etken. Bu durumun artık durulması lazım. Bilim insanlarının, üniversitelerin yaptığı çalışmalar değerlendirilmeli. Bodrumlulara da sorularak bundan sonrasının planlaması yapılmalı” dedi. Bakanlar Kurulu'nun Yalıkavak, Gündoğan ve Göltürkbükü'nü Turizm Merkezi ilan etmesine de kuşkuyla baktıklarını dile getiren Filiz Dizdar, “Daha önce çıkarılan ‘Muğla- Bodrum Yarımadası Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi Planı’ açılan davalar sonucu iptal edildi. Şimdi 3- 4 bölge turizm bölgesi ilan ediliyor, bu da yargıdan dönecektir” diye konuştu. (dha)
3 Haziran 2009 Çarşamba
Hayvan hakları bildirgesi
Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Hayvan_Haklar%C4%B1_Evrensel_Beyannamesi
15 Ekim 1978'de Paris UNESCO evinde ilan edilen Hayvan hakları evrensel bildirisi.
1. Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğarlar ve aynı var olma hakkına sahiptirler.
2. Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir. Bir hayvan türü olan insan , öbür hayvanları yok edemez. Bu hakkı çiğneyerek onları sömüremez. Bilgilerini hayvanların hizmetine sunmakla görevlidir. Bütün hayvanların insanca gözetilme, bakılma, ve korunma hakları vardır.
3. Hiçbir hayvana kötü davranılamaz, acımasız ve zalimce eylem yapılamaz. Bir hayvanın öldürülmesi zorunlu olursa, bu bir anda, acı çektirmeden ve korkutmadan yapılmalıdır.
4. Yabani türden olan bütün hayvanlar, kendi özel doğal çevrelerinde karada, havada ve suda yaşama ve üretme hakkına sahiptir. Eğitim amaçlı olsa bile özgürlükten yoksun kılmanın her çeşidi bu hakka aykırıdır.
5. Geleneksel olarak insanların çevresinde yaşayan bir türden olan bütün hayvanlar uyumlu bir biçimde türüne özgü yaşam koşulları ve özgürlük içinde yaşama ve üreme hakkına sahiptir.
6. İnsanların yanlarına aldıkları bütün hayvanlar doğal ömür uzunluklarına uygun sürece yaşama hakkına sahiptir. Bir hayvanı terk etmek acımasız ve aşağılık bir davranıştır.
7. Bütün çalışan hayvanlar iş süresi ve yoğunluğunun sınırlandırılması ve güçlerini artırıcı bir beslenme ve dinlenme hakkına sahiptir.
8. Hayvanlara fiziki ya da psikolojik bir acı çektiren deneyler yapmak hayvan haklarına aykırıdır. Tıbbi, bilimsel, ticari ve başkaca biçimlerdeki her türlü deneyler için de durum böyledir.
9. Hayvan beslenmek için yetiştirilmişse de bakılmalı, barındırılmalı, taşınmalı, ölümü de acı çektirmeden ve korkutmadan olmalıdır.
10. Hayvanlardan insanların eğlencesi olsun diye yararlanılamaz, hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlardan yararlanılan gösteriler hayvan onuruna aykırıdır.
11. Zorunluluk olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi yaşama karşı suçtur.
12. Çok sayıda yabani hayvanın öldürülmesi demek olan her davranış bir soykırım, yani bir suçtur.
13. Hayvan ölümüne de saygı göstermek gerekir. Hayvanın öldürüldüğü şiddet sahneleri sinema ve televizyonda yasaklanmalıdır.
14. Hayvanları koruma ve savunma kuralları, hükümet düzeyinde temsil olunmalıdır. Hayvan hakları da insan hakları gibi yasayla korunmalıdır.
Örnekler:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Hayvanlara_Etik_Muamele_%C4%B0%C3%A7in_M%C3%BCcadele_Edenler
1 Haziran 2009 Pazartesi
Hayvan hakları ve Haytap
(Dün yazılan aşağıdaki bu haber ve yorum, şimdilik sadece bir iddia haline düş-müş durumda, çünkü kaynağımız sadece İnternet.. Dolayısıyla bu haber -sitedeki diğer tüm haberler gibi- herhangi bir suçlama içermemektedir!) 2 .Haziran-15:01
(Bazı ilginç -çelişkili iddialara dönüşen- haberler ve açıklamalar İstanbul sitesinde izlenecektir.)
2010 İstanbul projesi öncesi belli belirsiz bir katliam sürüp gidiyor ve aşağıdaki olay şok edici.
Sokak köpekleri ve Ebru
Kimlikleri belirsiz bazı sivillerin anlamsız saldırısına uğrayarak (felç edilmiş) can çekişir durumda Taksim parkına terkedilen Ebru isimli muhlis köpeği, The Marmara oteli kapısındaki yaşantısıyla hepimiz yakınen çok iyi tanıyoruz. Bu çok şaşırtıcı saldırı neticesinde, onu ne yazık ki artık üzücü bir şekilde kaybetmişiz.
Ebru kadar tanıyamasakta diğerleri içinde olup biteceklere (özellikle gelecek şu 9 ayda) karşı göz yummayı sanki farkında olmadan sürdürüyoruz.
Hayvan haklarını toplumuza kazandırmaya ve bu çerçevede yasal önlem almaya çalışan oluşumlar ise boş durumuyor. Onlarımı merak ediyorsunuz? Lütfen http://www.haytap.org gibi organizasyonları (bilgi almak için) izleyiniz.
İnsan gibi her canlının yaşama hakkı için bu tartışma süreçlerinde seçtiğiniz makul bir dayanışma yoluna katılınız. Çünkü bazı insanlarımızın hayvanlara yaptığı eziyetler gerçekten hiç anlaşılır gibi değil!
http://www.cnnturk.com/2009/turkiye/05/21/kopegi.otomobile.baglayip.gaza.basti/527535.0/index.html
27 Mayıs 2009 Çarşamba
Hasankeyf ve Dicle Vadisi - UNESCO Dünya Mirası İlan Edilsin!
Ülkemizde (yeterince araştırılmadan) olmadık yerlere * yapılan sayısız (hesapsız) barajın, doğaya genel olarak verdiği zarar, (rızası alınmayan) yerel halkın gözüyle de yeterince yaşanılarak öğrenilmiştir. Bir çok barajın, ülkemizin özellikli * doğasına (faunasına, tarihine, jeolojisine) ^^ nasıl aykırı kaçtığı ve farklı yörelerin eşsiz özelliklerini nasıl yokettiği ortadadır.
Ayrıca uzun dönemli sanılan o baraj fizibilitelerinin de, ne kadar gerçek dışı kalabildiği artık bilimsel olarak fazlasıyla anlaşılmış durumdadır.
(* Araştırmaya değer çeşitli gizli potansiyeller barındırması nedeniyle, bazı doğa parçaları çok değerlidir. Merak edenlerle ^ sitesi üzerinden tartışılır.)
^http://yinelenebilirenerji.blogspot.com/2009/06/barajlar-ve-tekrarlanan-buyuk-hatalar.html
^^Türkiye'deki barajlarla kuş türlerimizin 1/4'ünün hızla yok olma sürecine girmiştir.
Hatta alttaki mektup örneğindeki gibi, önemli bir kültürel mirasla ilgili olarak böyle bir çağrı noktasına kadar gelinmiş olması, ayrıca bir çok vatandaşımızın konudan olumsuz etkilendiği, yakın geçmişteki basın kaynaklarından ve söz konusu yerde düzenlenen etkinliklerde dile getirilen ifadelerden sanırım açıkça izlenebilmektedir.
Ayrıca 5 Milyar $'lık bir yatırımla bu barajın 5 katı enerji üretiminin olası olduğu çözümler daha çok araştırılmalıdır.
Böyle iç içe yorumlarla konuyu izlemek ve süreci okumak, yine sizlere bırakılmış durumda..
Mektup
Hasankeyf ve Dicle Vadisi UNESCO Dünya Mirası İlan Edilsin!
Sayın Recep Tayyip Erdoğan
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı
Ankara
Bilgi: Sayın Angela Merkel
Almanya Federal Cumhuriyeti Başbakanı
Berlin - Almanya
Bilgi: Sayın Werner Faymann
Avusturya Cumhuriyeti Başbakanı
Viyana - Avusturya
Bilgi: Sayın Hans-Rudolf Merz
İsviçre Konfederasyonu Başbakanı
Bern - İsviçre
Türkiye'nin güneydoğusunda Dicle Nehri kıyısında tarihi bir kent olan Hasankeyf, en azından 10 bin yıllık geçmişiyle bugün de yaşamaya devam ediyor. Dicle Vadisi, Hasankeyf ve onu çevreleyen 300'den fazla arkeolojik alanla, tarihöncesi zamanlardan günümüze uzanan insanlık birikimine ayna tutuyor.
Dicle Vadisi, Fırat kaplumbağası gibi birçok endemik ve küresel ölçekte nesli tehlike altında canlı türüne ev sahipliği yaparak el değmemiş doğasını hâlâ koruyor.
Ne var ki Ilısu Baraj Projesi, Dicle Nehri ve kollarından oluşan 400 kilometrelik doğal nehir yatağını ve Hasankeyf başta olmak üzere vadiyle iç içe geçmiş everensel değer taşıyan doğa ve kültür mirasını yok edecek.
- Tarihi kent Hasankeyf ve Dicle Vadisi'nin el değmemiş doğasıyla birlikte, dünya ölçeğinde eşsiz bir örnek olup UNESCO'nun 10 Dünya Mirası kriterinden 9'unu sağladığını göz önünde bulundurarak,
- Dicle Nehri ve kollarının oluşturduğu benzersiz nehir ekosisteminin doğal açıdan uluslararası öneme sahip olduğunu hatırlatarak,
- En azından 20 farklı kültürün izini barındıran Hasankeyf'in, insanlığın sahip olduğu en eski kentlerden birisi olduğunu dikkate alarak,
- Doğal ve kültürel mirasımızı gelecek nesiller için korumanın ortak sorumluluğumuz olduğuna inanarak,
- Hasankeyf'i ve Dicle Vadisi'ni olduğu gibi korumak suretiyle Türkiye'nin kalkınması için daha iyi ve daha fazla seçenekler yaratabileceğimizi dikkate alarak,
Aşağıda imzası olan ben, Türkiye Cumhuriyeti adına Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'dan;
1. Hasankeyf ve Dicle Vadisi'nin UNESCO Dünya Mirası Alanı olarak koruma altına almasını,
2. Ilısu Barajı Projesi'nin iptal etmesini
talep ediyorum.
Arz ederim.
Deniz ve Çocuk Şenliği-5 Haz-Ortaköy
Haber
5 Haziran Dünya Çevre Günü
“ortaköy’de şenlik var!”
herkes susuyor,
minikler konuşuyor
STH organizasyonlarının en neşeli, en anlamlı ve belki de en benzersizi bu yıl Ortaköy’de.
III. Konuşan Balık Deniz ve Çocuk Şenliği bu yıl yine 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde STH-Beşiktaş Belediyesi işbirliği ile Ortaköy meydanında miniklerle buluşuyor.
Her yıl biraz daha büyüyen şenlik bu yıl Beşiktaş ve çevre ilköğretim okullarından gelecek 500’ü aşkın miniğin katılımıyla gerçekleşecek.
Yine tüm yarışmalar slogan, fotoğraf, resim) etkinlik alanında ve canlı olarak yapılacak. Yine minikler hazırladıkları deniz sunumları ile büyüklere denizleri anlatacaklar. Serbest kürsüden Ortaköy ahalisine diledikleri gibi seslenecekler…
Şenlik İçeriği
· Açık Hava Fotoğraf Sergisi
· Sualtı Temizlik/Örnekleme Çalışmaları
· Envanter Çalışmaları
· Canlı Performanslar
· Deniz sunumları
· Serbest Kürsü
· Resim Yarışması
· Fotoğraf Yarışması
· Slogan Yarışması
Her STH organizasyonunda olduğu gibi etkinlik birimlerinde yer almak için Etkinlik Katılım Formu doldurulması gerekiyor.
Etkinlik akış programı ve hazırlık toplantısı tarihi önümüzdeki günlerde duyurulacak.
Popüler Yayınlar
-
Ülkemizde kendiliğinden yetişme potansiyeli olan zeytin ağacının daha çok girişimcilerinin olmasına ne kadar gereksinim olduğu ortada: http:...
-
Beyoğlu’nun tarihi yapıları birer birer satılıyor, tahliye ediliyor ve yıkılıyor. Cercle d'orient binası için, Tahliyeye Yargıtay ona...
-
Hatay Dağ Ceylanlarının Nesli Sürsün: Yaşam Alanları YABAN HAYATI KORUMA GELİŞTİRME SAHASI İlan Olunsun! http://youtu.be/0z_pMzv1SEI
-
Tarihi Geçmiş: Hititler Selçuklu Osmanlı Turizm haritası ile 21 kültür ve tabiat varlığı.
-
20-21-22 Mart 2009'da Santalİstanbul'da yapılacak Alternatif Su Forumu program süreci başladı. Yapacağımız forumun programını, ulus...
-
Haber ve Alıntı Yorum Kaynak: Facebook 23/05/2009 KURNAZLAR! Özer Akdemir Zeytincilikle alakası olmayan vekiller, zeytin tarımını yok etmek...
-
Haber dizisi Artık bu konuda çıkan haberleri olduğu gibi bağlantılarıyla hatırlatıp, yayınlamaktan yanayız. Halkımızın, Çiftçimizin ve özell...
-
Dünya mirasımız Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası'nı henüz göremeyenlere merak uyandıracak 3-Boyutlu bir iç mekan deneyimi ve diğer eser...
-
https://tr-tr.facebook.com/KirsalMimariVePlanlama/ izlenebilir.
-
Konuyla ilgili eser ve çalışmaların sanal tanıtımları burada paylaşılacaktır: KAVALA
ŞEHİR ve BÖLGE PLANLAMA İMAR PLANI KORUMA YENİLEME MSGSÜ YTÜ İTÜ Y.MÜH. CUMHUR KOCALAR İST
Şeh.Dr.AZİZ CUMHUR KOCALAR: MÜLKİYET-İMAR HAKLARI AKTARIMI, Transfer of Property-Development Rights
YENİLENEBİLİR ALTERNATİF GÜNEŞ, RÜZGAR, BİYOKÜTLE ENERJİ Renewable Energy Cumhur Kocalar TR
İSTANBUL TARİHİ KÜLTÜREL VE DOĞAL VARLIKLAR, SOSYOLOJİ BOĞAZİÇİ SİTLER Cumhur KOCAL AR
Ar-Ge R-D Research Development İstanbul Araştırma Geliştirme Danışma Forumu
Telif Hakları
İstanbul, TürkiyeTüm sitelerde telif hakları saklıdır.
Bu veb sitesinde yayımlanan yazılar bu sitedeki orijinal linki verilerek kaynak gösterilmek ve yazarının adı mutlaka belirtilmek kaydıyla, ayrıca bir izin almadan internet üzerinden elektronik ortamda kullanılabilir. Yazıların basılı ortamda kullanımı için yazar izni gereklidir.

